kitap hazırlığı
GİRİŞ
1990 lı yıllardı sabah kalkar kalkmaz kahvaltıyı hızlıca yapar hemen sahile, kayıklarımızı denize indirir denize açılırdık bazen balık yakalamak için bazen de yüzmek için. Yorulana kadar eğlenir vakit geçirirdik. Bizim sahillerimiz kumsal değil çakıl doluydu, denizimizin ortasında kayalar vardı her birinin tek tek ismini dedelerimiz belki de daha büyük dedelerimiz koymuştu ve bize ulaşmıştı o kayaların üzerine çıkar denize atlamayı çok severdik. Kalabalığı gören her çocuk koşarak denize dalardı bazıları da sahilden avazı çıktığı kadar bağırarak sorardı.
- serdar deniz sıcak mı ?
- deniz yanayi yanayi (deniz yanıyor yani çok sıcak anlamında)
Yorulunca köydeki meyve ağaçlarından beslenir, bazen de eve gider orda bir şeyler atıştırırken yandan televizyonu açıp haber dinliyor o sırada televizyonun altından anlamsız, renkli, kimi kırmızı kimi yeşil kelimeler ve sayılar geçerdi. Bazı kelimelerin direk marka ismi olarak yazıldığını görünce onların yerli bir marka olduğunu anlardım fakat çoğu yan yana üç dört sessiz harflerden oluşan kodlar anlamsız geliyordu. Bir çoğunu bilmiyordum ancak bir şirkete ya da markaya ait olduğunu tahmin ediyordum yine de ilgimi çekmiyordu. Büyüdük lise bitti peşinden üniversite yolu açıldı. Erzurum da matematik okumaya başladım. Birinci sınıfta normal bir öğrenci gibi derslerini takip eden bir öğrencilikle geçirdim. 2. Sınıfta bir arkadaşımın iş bankasından lotaltı işlemler yaptığını bugün yayıncılık alıp satıyordu arkadaşım harçlığını çıkarıyordu. Ne yaptığını nasıl yaptığını sordum. Hisse senedi alıp satarak günlük harçlığını çıkardığını söyledi. Bir iki izlemeyle nasıl yapıldığını öğredim. peki hisseyi nasıl seçecektim? Bunun için haftalık borsa dergileri alıp okumaya başladım. Şirket analizleri, köşe yazıları, tüyo sayfası, grafikler ve indikatörler çok etkilenmiştim. Okulu asmaya başladım ilgimi artık ekonomiye vermiştim. Dergileri okudukça çok bilgilendiğimi zannediyordum. 1 sene boyunca iş bankasının bankamatiklerinden lotaltı işlemler yaptım. Tatil dönemlerinde memlekette iş bankasının bankamatiğinin önünde yatıp kalkıyordum desem yalan olmaz. Benim gibi lotaltı işlemler yapan değerli bir arkadaş daha edindim.(prof.ercan). lotaltı işlemler de komisyon yüksekti, Portföye nakit girişi yaparak büyüttüm al sat işlemini artık seans odasına taşımıştım. Artık sabah okula değil seans odasına gidiyordum.
- Aysun hanım dohol tahtasını açar mısın
- Aysun hanım tüpraş tahtasının derinliğine bakabilir miyim
- Aysun hanım kardemir d ya bakabilir miyim
Bunun gibi birçok hisse ismi seans odasında tahta izleyenlerle soruluyor ve alıp satılıyordu. Acemice arkadaşım kerim ve ben onları izliyor onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışıyorduk. O ortam da onları taklit ederek onlar gibi davranarak bu işi öğrendiğimizi zannediyorduk. Şansa hisse alıp satıyorduk ama kazanıyorduk. O dönemde enflasyon yüksek olduğundan hangi senedi alsan Türk lirası bazında kazanıyordu..
- 1997 senesinde enflasyon neredeyse %100 ve imkb 100 endeksi %34
- 1998 senesinde enflasyon neredeyse %70 imkb
- 1999 senesinde enflasyon ortalama %70 imkb100 ise %152 pirim yapmıştı.
- 2000 senesin de enflasyon %40’lara düşmüştü ve imkb 100 endeksi %95 değer kazanmıştı.
- 2001 senesin de enflasyon tekara %70 lere kadar çıkmış imkb100 endeksi de %140 değer kazanmıştı.
- 2002 dönemiyle yeni bir siyasi hareketle yeniden ayağa kalkmaya başlamıştı. Detayları ilerleyen sayfada anlatmaya çalışacağım.
- 2002 ile 2008 dönemi
- 2008 ile 2016 dönemi
- 2016 ile 2025 i ayrı ayrı inceleyeceğiz. Olayları hatırlayacağız.
Bu kitap tam bir ekonomi kitabı olmayacak. Çünkü ben ekonomi eğitimi almadım, ekonomi okumadım içinde ekonomik hikayelerinin, kıssadan hisselerin, anıların, tecrübelerin yazıya dökülmüş hali olacak. Hiçbir ekonomi eğitimi olmayan birinin tecrübelerini ve zaman içerisinde öğrendiklerini yatırım araçlarını sade bir vatandaşın dilinden okuyacaksınız.
Bunu ekonomik terimleri gerçek anlamlarıyla kullanarak nasıl yatırım yaptığımı çocuklarıma bir anı olsun diye yazmaya başladım. Bu yüzden kitabın hikaye kısımlarının kahramanları bazen çocuklarım bazen arkadaşlarım bazen de meslektaşlarım olacak.
Eski ismi İstanbul menkul kıymetler borsası(İMKB) yeni ismi borsa İstanbul(BİST) ile haydi başlayalım.
BORSA DA İŞLEME BAŞLIYORUZ….
Borsa nedir? Hisse senetleri, tahviller, bonolar, emtialar ve diğer finansal araçların alınıp satılabilmesi için alıcı ve satıcıyı birleştiren pazardır.
-bunla ne demek baba ?
- bu kitapta hepsini tek tek anlatacağım sana
Mayıs ayının 2. Haftasıydı sabahın beşi gibiydi çay toplamak için hazırlıklara başladım. karadeniz’e bakan dağın yamaçların da yeşil denizin içinden sabahın sessizliğini mas mavi denizin ortasındaki rızkını arayan kayığın ritmik motor sesi ile çay makaslarının sesi bozuyordu. Makaslar taze çay filizlerini avuç avuç koparır gibi çay torbalarını doluyordu. Toplanan çayları öğlene kadar çay alım yerlerin de satacaktım. Sabah rızkını kovalayan kaptan ise balık kasalarını doldurup sahilde bekleyenlere arz edecekti. Kaptan her sabah farklı bir güne uyanırdı denizin durumunu, suyun ve havanın sıcaklığını, rüzgarın yönünü, balıkların yerini kontrol etmek zorundaydı. Hatta elimizde hiç bir teknolojik cihaz yokken bile bize balıkların yerlerini işaretlemişlerdi. İstavrit suyuna açılır çaykura ait kirazlık ve Pazar çay fabrikasına ait 2 bacayı tek bir baca yapana kadar açılırdı. Yani aynı hizaya getirip tek baca şeklinde görünmesini sağlardı. Güneyde de ya ilkokulumuzu hedef alır yada hüseyin dayını bakkalını. Doğal Gps’le yerimizi belirledikten sonra oltamızı atar sabırla rastgele balıkları beklerdi. Tabi rastgele diyen olmazdı sabahın köründe, balık sürüleri denizin içinde sürekli yer değiştiriken kaptan da işaretlediği konumlara kayığını sürerdi
borsa yatırımcısı da her sabah dünyada ne olup bittiğini izlemeliydi haberleri dinlemek zorundaydı, iç siyaseti, dış siyaseti, ilk açılan asya piyasalarının akıbetini açıldıktan sonraki hareketlerini, akşamdan alınan faiz kararlarını, akşam Amerikan borsalarının nasıl kapattığını yani birçok veriyi takip etmek zorundaydı. Borsada ki sermaye yani nakit para balık sürüsü gibi rastgele olmasa da hacimin çok olduğu hisselere kaçardı.
Kaptan sabırla beklerdi balıkların oltaya gelmesini misinanın ucundaki 15 kancaya değen balıkların titreşimini hissederdi ellerinde oltasını bir aşağı bir yukarı sallayarak kancanın birine balık takılmasını misinanın deliler gibi sallandığını ve ağırlaştığını hissedince sevinle çekerdi oltaya gelen balıkları
Sabah seans açılışını bekliyorum heyecanlıyım her gün aynı heyecanla açarız seansı, balıkçı gibi sabırla bekleriz büyük sermaye hangi hissede harekete başlayacak diye sabırla izleriz ekranı. Tahtaların derinliklerini inceler alıcı satıcı sayısını yorumlamaya çalışırız. Ucuza aldığımız hisseleri başka birine daha pahalı fiyattan satarak kar etmeye çalışırız. Bazen de satamayız tabi zararla kapatırız günü
Kaptanın işi kolaydı, çünkü daha limana varmadan limandaki kalabalığı görürdü müşterilerin talebine göre balığın fiyatını belirlerdi, eğer alıcılar fazlaysa balığın kilogram fiyatı tavan fiyattan satardı limanda bekleyenler az ise günlük maliyetini kurtarmak için fiyatı aşağı çekerdi. müşteriler sahilde bekliyordu kıyıya varır varmaz taze balıklar kapış kapış satılırdı. Yani Alıcı ile satıcıyı birleştiren yer sahildeki köyün limanıydı. kaptan balıklarını limanda bekleyen vatandaşa arz eder vatandaşta balıkçıdan balık talep ederdi. Yani bir ürünü alıp satmak için iki kişi gerekliydi kızım bir alıcı bir de satıcı
Aynı borsa gibi düşün, bir şirket sahibi şirketine ortak almak istediğinde nitelikli yatırımcıya nasıl ulaşacaktı? bir buluşma yeri gerekliydi borsa İstanbul bunun için kuruldu alıcı ve satıcıları buluşturan takası sağlayan bir kurumdu.